MUDURNU İLÇESİ
MUDURNU İLÇESİNİN TARİHÇESİ
 Mudurnu'nun tarih devirlerini genel hatlarıyla şu dönüm başlıkları altında ele almak mümkündür.
 
COĞRAFİ YAPISI
KONUMU:
Mudurnu ilçesi Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz bölümünde yer alan Bolu iline bağlıdır.
İlçe merkezi Bolu'dan 50 km güneybatısında Hisar ve Kulaklı Tepelerinin arasında kalan vadi içerisinde kurulmuştur. İlçe hudutları 40 ° 19 dakika - 40° 39 dakika kuzey paralelleri ile 30° 50 dakika -31° 30 dakika doğu meridyenleri arasında kalır. 
Kuzeyinde Düzce ili, kuzeybatısında Hendek ilçesi Kuzeydoğusunda Bolu ili doğusunda Seben ilçesi, güneyinde Nallıhan ilçesi batısında Göynük ve Akyazı ilçeleri bulunmaktadır.
İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 840 m’ dır. Yüzölçümü 1349 km. dir.
Mudurnu'nun kuzey ve kuzey batısında mezozoik tortul kayaçlar görülür.
İlçenin jeolojik yapışım esas alarak filiş formasyonu teşkil eder.Kıvrıntılı, kırık ve çöküntülü özelliğe sahip filiş aralarında yer yer kireç taşı tabakaları da bulunan killi,çimentolu,çoğunlukla pek kalın olmayan tabakalar halinde çeşitli kumtaşı ve konglomera tabaka değişimlerinden oluşur.Bu tabakalar genellikle killi toprak verdiklerinden heyelanlara çok rastlanır.
Arazi henüz iyice yerleşmemiş olduğundan eskiden beri bir çok deprem olmuştur. İkinci derecede tehlikeli deprem bölgesi üzerindedir.
-YÜZEY ŞEKİLLERİ:
a-Sıra Dağlar ve Tepeler:
İlçe engebeli bir arazi yapışma sahiptir.Dağ sıralan batı istikametine uzanır ve batıdan doğuya yükseklikler artar.Belirgin olarak üç dağ sırası vardır.Birincisi ilçenin en kuzeyinden geçen , Düzce İli ile sınır çizgilerim oluşturan Abant Dağları, ikincisi Akyazı Göynük sınırından başlayarak doğuya doğru Akkaya Tepe 1628 m. Kuzgunkaya Tepe 1651 m. Alaçam Tepe 1689 m. ile devam ederek Bolu'nun Aladağ ve Köroğlu sıra dağları ile birleşirler.Üçüncü sırada ise Göynük ilçesini ortalayıp yükselerek güneybatıdan birleşip Mudurnu ilçesi hudutlarına girerler.Bir süre doğuya doğru uzandıktan sonra kuzeye yönelik ikinci sıra ile birleşirler.
 
Mudurnu ilçe merkezinin doğusunda bulunan Hisar Dağı 1384 m. ve Şehriman (1115m) tepeleri de Mudurnu'ya girişte dikkati çeken iki yükseltidir.
b-Ovalar ve Yaylalar: Mudurnu ve civan engebeli bir arazi yapışma sahip olduğundan ovalar azdır. Abant Dağlarının güney batısında genel olarak güney batı, kuzey doğu istikametinde Mudurnu ovası uzanır.Doğudan ve güney batıdan da dağlarla çevrilidir.Ortalama yükseltisi 800 m.dir. Şiddetli kara ikliminin etkisi .toprağın fakir oluşu, sulamanın az yapılması, devamlı aynı çeşit ekim yapılması nedeniyle verim düşüktür.
Mudurnu da ovalar yöresel olarak her köyün civarında köyün adı ile söylenir.Munduşlar Ovası, Pelitözü Ovası, Çepni Ovası, Sarıyer Ovası,Örencik Ovası,Sürmeli Ovası, Topallar Ovası gibi.
Yaylalar; İlçe merkezinin 12 km kadar kuzeyinde ve Abant Gölü'nün güneyinde yarım daire şeklinde yaylalar sıralanarak Mudurnu'nun kuzey sınırım çizmektedirler.Diğer önemli yaylaları ise Dodurga , Sırçalı , Göllüören,Babas, Örencik,Bulanık, Samat ,Pelitözü,Sarıyer,Çepni ve Babalar köyü yaylalarıdır.

c-Akarsular ve Göller:
Suyu;Ardıç dağlarının kuzey eteklerinden doğar. Belirli bir kaynağı yoktur.Küçük kaynaklar
ve yan derelerden toplanarak meydana gelir.Akkaya Boğazında Büyüksu Deresiyle birleşir.
 
Mudurnu Çayı;
Abant dağlarının güney yamaçlarından doğar,küçük kaynakların ve derelerin toplanmaları ile meydana gelir. İlk baharda eriyen karlar ve fazla yağışlarla taşkınlara sebep olur. En büyük kolu yine Abant Dağlarından doğan Seymen Deresidir.Kuzey batıya doğru akarak Sakarya nehrine karışır.

İKLİM
      Mudurnu'da ne deniz ikliminin tipik etkileri nede İç Anadolu'nun tam karasal iklimi görülür. Her iki iklim arasında bir geçiş alanıdır. Daha çok İç Anadolu'nun karakterini taşır. Fakat ortalama sıcaklıklar, yaz ve kış ortalamaları mevsimler arasındaki ve günlü sıcaklık farkları yönünden, diğer İç Anadolu merkezleri ile farklılık gösterir.
Mevsimler arasındaki ısı farkları komşularına nazaran daha fazladır.Yaz günlerinin ortalama sayışı çevresindeki merkezlere göre daha kısadır.Ortalama yaz günleri sayısı 88 gündür.Maksimum yağışlar kış ve ilkbahardadır.

-TABİİ BİTKİ ÖRTÜSÜ:
Bölgede tabii bitki örtüsünü ormanlar meydana getirir.İlçe ormanlarında hem geniş yapraklı, hem de iğne yapraklı ağaçlar bulunur.İğne yapraklı ağaçlar dağlara doğru yükseldikçe geniş yapraklıların yerini alır.
En çok görülen ağaç türleri ;san çam,kara çam, kızıl çam,ardıç,köknar,meşe ,kayın , gürgen , orman kavağı,kızıl ağaç,çınar,karaağaç ve kestanedir.
Ormanların kapladığı alan yüzölçümünün %64,2 sini teşkil eder.Yer yer ekili tarım alanlarının arasında bile lekeler halinde orman kümelerine rastlanır.Meralarda ise her türlü meyveli ve meyvesiz ağaççıklar
 
GÖYNÜK - ULAŞIM

     Göynük hem Ankara hem İstanbul'dan kolayca ulaşılabilecek bir konumdadır. Aynı zamanda hem gelirken, hem giderken birçok farklı güzergah takip ederek farklı tarihi ve doğal güzellikleri görme şansınız da var.
Özellikle çok acelesi olmayan Ankara-İstanbul arasında seyahat eden doğa tutkunları için ormanların içinden, bağ ve bahçelerin arasından geçerek Ankara veya İstanbul'a yol almak, beğendiğiniz bir yerde durup piknik yapmak çok keyifli olabilir.
1- İslamiyet Öncesi Dönem
2- Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi
3- Osmanlı Dönemi
a) Kuruluş Dönemi
b) Yükselme Dönemi
c) Duraklama ve Gerileme Dönemi
4- Kurtuluş Savaşı Dönemi
 
Adını Bizans döneminde Bursa Tekfurunun kızı Moderna'nın ansına yaptırdığı kaleden alan Mudurnu Bitanya krallığı döneminde yerleşime açılmış 1307 yılında Samsa Çavuş tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Bolu'ya 51 Km uzaklıkta Abant dağlarının çevrelediği , birçok tabii güzelliği , gölleri , ormanları, yaylaları olan Mudurnu/halkının geçim kaynağı ve ekonomist tavukçuluk ile büyük ve küçükbaş hayvancılığı ve orman ürünlerine dayalı olduğu , tarihi evleri romatizmal hastalıklara ve cilt hastalıklarına iyi gelen Babas ve Sarot adlı kaplıcaları, geçmişten gelen ahilik kültürünün halen devam ettiği tipik bir Türk kasabasıdır.
Mudurnu batı Karadeniz bölgesinin batısında yer alır.Yüz ölçümü 1349 Km dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 840 metredir. Dünyanın ,ülkemizin ve ilimizin en güzel göllerinden biri olan Abant Gölü Tatlı suyu/insanı büyüleyen rengi ile ve muhteşem güzelliğiyle ilçemizin sınırları içinde bulunmaktadır. Göl çevresinde birçok turistik yer almaktadır.
İlçe merkezi üç ayrı yönden gelen karayollarının birleştiği yerde kurulmuştur. İlçenin Bolu'ya uzaklığı 51 km olup E-l karayolu Nallıhan üzerinden Ankara'ya 200 km/Akyazı üzerinden Adapazarı'na 100 km dir. İlçede Yıldırım Beyazıt'ın şehzadeliği zamanında 1382 yılında yapılan tarihi Yıldırım Beyazıt Külliyesi  (Cami/Medrese/Tekke/zaviye/imarethane ve hamamdan müteşekkil) ve belli ailelere ait tarihi konaklar mevcuttur. (Armutçular konağı, Keyvanlar konağı vb,).
 
İSLAMİYET ÖNCESİ DÖNEM
Mudurnu bölgesi Antik dönemlerden bu yana birçok uygarlığın izlerini taşımakla birlikte, yörede bugüne kadar Arkeolojik ve Folklorik değerlendirmeler yapılamadığından net bilgiler elde edememekteyiz. Mevcut tarihî, kültürel kalıntıların da gerektiği gibi korunup değerlendirilememesi sonucu. Varolan izler de yamanla tahrip olmaktadır.
Geçmiş dönemlerde "Anadolu Trakyası" ve "Bitinya" adlarıyla anılan.Bursa - İzmit- Bolu bölgesinin ortasında, önemli ticari ve askerî yolların kavşağında yer alan Mudurnu'nun tarihini, bu bölge çerçevesinde ele almak gerekmektedir.
Bitinya bölgesine bilinen ilk yerleşimler, M.Ö. 5000 yıllarında Proto- Hititler,M.Ö. 2000 yıllarında Hititler tarafından yapılmıştır. Tarihçi "Pline" ve Coğrafyacı "Strobon"a göre Bitinya'nın ilk ahalisi "Bebris" ve "Bitinyen - Tiniyen" kavimleridir.
M.Ö. 1200 yıllarında bölge -Trak-Frig" kabilelerinin istilasına uğrar ve Sakarya nehri havzası, Frigya ülkesinin siyasî sınırları içine girer. Eskişehir yakınlarındaki "Gordion" kenti başkent olur. Bugün halen Mudurnu - Babas Kaplıcası yakınındaki "Gavur Evleri" mevkii, Seben - Muşlar kovu vadisi, Seben - Çeltikderesi vadisi ve Göynük Soğukçam köyü civarında Firigler'e ait kaya mezarları, oyma kaya evler ve kitabelere rastlanır. M.Ö. 7. yy.dan itibaren bölge, tarihte ilk kez parayı kullanan, Lidya sınırları içersinde yer alır.
 
M.Ö, 546 - 333 yılları arasında Anadolu Pers egemenliğine girer. Biritanya'da Persler'e bağlı, yarı bağımsız bir krallık kurulur ve İzmit (Astaküs -Nkomedia) başkent olur. M.Ö. 333 de Anadolu'ya giren Makedonya imparatoru İskender'in Bitinya'dan geçerken, Mudurnu - Sarot kaplıcalarında konakladığı bazı tarihî kaynaklarda belirtilir.Yarı bağımsız Bitinya krallığı, 3. Nkomed'in krallığını Romalılara vasiyet etmesiyle M.Ö. 75 yılında son bulur. Roma Senatosuna bağlı bir eyalet haline gelen Bitinya halkının Asya kökenli kavimlerden oluşmasına rağmen yönetici sınıfları Elen ve Roma kökenli kişilerden oluşur. Roma imparatorlarının 313 yıllarında Hıristiyanlığı serbest bırakmasıyla birlikte Bitinya'da Patriklik ve Piskoposluk düzeyinde yerleşim birimleri kurulur.
  Mudurnu   civarındaki "Modrene", "Mela", "Kıssaıon" kentlerinin de (Mudurnu- Asarköy -Göğören) Piskoposluk düzeyinde yerleşim birimleri olduğunu Ramsey'in "Anadolu Coğrafyası" adlı kitabından yararlanarak söyleyebiliriz.
395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle, Bitinya Bizans sınırları içinde kalır. İmparator Theodosius (408 - 450) devrinde Doğu Bitinya (Onoryat) ve Batı Bitinya (Nefsi Bitinya) olmak üzere iki idari bölüme ayrılır, bu devirden sonra bölgeye Cermen, Türk.,İslav, Arap ve Sasasi akınları yönelir.
1019 yılından itibaren Anadolu'ya yönelen Oğuz akınları sonrasında Bizans'ın Anadolu   yakasındaki hakimiyeti iyice azalır. Haçlı seferleri sırasında Selçuklularca fethedilen bazı toprakların geri alınması da merkezi otoritenin güçlenmesi sonucunu doğurmaz. Bölgede feodal beylikler Osmanlı dönemine kadar hakimiyetlerini sürdürürler.
 
SELÇUKLU VE ANADOLU SELÇUKLU 

DÖNEMİ
Selçuklu sultanları Tuğrul, Alp Arslan, Melik Şah doğudan büyük kitleler halinde akın eden göçebe Türk boylarını, yeni topraklar bulmak, yerleşik hayata yöneltmek ve Bizans sınırlarında uç güvenliğini sağlamak amacıyla Batı Anadolu'ya şevketliler. Bu sayede hem Bizans'ın direnci kırıldı hem de 11.yy. da Marmara ve Ege kıyılarına kadar uzanan topraklarda yoğun Türk yerleşimi başladı. Bu politika ileride Anadolu Selçuklu Devletinin ve Türk beyliklerinin kurulmasına yol açacaktır. Yine bu dönemde doğudan gelen Moğol istilası da Batı Anadolu'daki Türk yerleşimlerini hızlandırır.
1072 - 73 yıllarında Artuk Bey komutasındaki Selçuklu ordusu, Kapadokya'dan Bolu, İznik, İzmit bölgesine kadar uzanıp Ayan (Sapanca) gölü önlerinde Bizanslı asi Ursel'in ordularını bozguna uğratır.
1078 yılında Süleyman Şah İznik'e girerek Üsküdar'a kadar ilerler. Sakarya, Eskişehir, Mudurnu, Bolu, İznik civarında Porsuk ve Bozan Beyler komutasındaki Türk kuvvetleri köy ve şehirlerde ilk Türkmen yerleşimlerini başlatırlar. 1072 - 1097 tarihleri arasında bölgedeki Selçuklu egemenliği, I. Haçlı seferleri ile sona erer ve bölge tekrar Bizans'ın denetimine girer.
1176 yılında 2. Kılıçarslan, Eskişehir yakınlarında yapılan Miryokefalon savaşında Bizans ordularını kesin bir yenilgiye uğratarak Sakarya, Bolu bölgesine kadar ilerleyişini sürdürür.
Mudurnu ve köylerine, Eskişehir, Sarıcakaya, Nallıhan yönünden gelen Türkmen akınları, Bolu - Sakarya yönlerinden gelen Türkmen göçleri ile kavuşarak yörenin Osmanlı Devleti'nin nüvesini oluşturan topraklar içinde yer almasına neden olur. Bugün bile hala bazı yer ve köy adlarının o dönemde bölgeye yerleşen Türk boyları ve gazilerinin adlarıyla anılması incelenmeye değer bir konudur.
Alpagut      : Yiğitliği ile ünlü eski bir Türk boyunun adı.
Çepni          : Oğuzların Üçoklar koluna bağlı bir Türk boyu
Dodurga     : Oğuzların Bozoklar koluna bağlı ongunu kartal olan boy.
Acemler     : Azerbeycan ve İran Türklerine verilen ad.
Kızık Yaylası : Bozoklar'ın bir kolunun yerleştiği yayla.
Çavuşderesi : Samsa Çavuş'un yerleştiği köy.
Yazılar        : Yazır, Yazı adıyla anılan eski bir Türk boyu.
OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİ
KURULUŞ DEVRİ
Mudurnu , Osmanlı Devleti'nin çekirdeğini  oluşturan toprakların içinde yer alır. Yöre köylerine, Selçuklu döneminde başlayan ilk Türkmen yerleşimleri Ertuğrul Gazi ve Osman Bey dönemlerinde de yoğunlaşarak devam eder. Ertuğrul Gazi'nin Ankara - Karacadağ civarından Söğüt taraflarına gelişlerinde, onunla beraber olan Samsa Çavuş önce İnegöl dolaylarına yerleşir. Burada Bizans tekfurlarından rahatsız olup, kalabalık aşireti ve kardeşi Sülemiş (Sulamış) ile birlikte Mudurnu - Çavuşderesi mevkiine göçer. 1290 yıllarında bu bölgeyi yurt edinerek eski ipek yolu güzergahındaki Mudurnu Bizans Tekfurluğu kalesini, çevre köylerden askeri ve ekonomik muhasara altına alır.
Osman Bey 1292 yılında Samsa Çavuş ile birlikte Sorkun köyleri ve Mudurnu kalesine saldırarak etraftan bol ganimet toplar. Daha sonraki yıllarda birçok Osmanlı akınına uğrayan Mudurnu Tekfurluğu 1307 yılında Türk askerî ve siyasi egemenliğine boyun eğer. Samsa Çavuş da Mudurnu -Göynük -İzmit bölgesine "Uç Beyi" olarak tayin edilir. 1320 yıllarına kadar bu bölgenin denetimi ve Türkleştirilmesi görevini Akça Koca ve Konur Alp adlı gaziler sürdürür.
1333 yıllarında. Mudurnu - Bolu - Kastamonu yolunu izleyerek Kırım'a giden gezgin İbn-İ Batuta,  Mudurnu - Göynük arasında Türkmen köylerinden geçtiğini, Ahi tekkeleri etrafında örgütlenmiş, canlı bir ekonomik merkez görünümündeki Türk şehri Mudurnu'da konakladığını anlatır.
Orhan Bey 1337 yılında İzmit'i aldıktan sonra, etrafı tamamen Türk köyleriyle kuşatılmış Taraklı, Göynük ve Mudurnu kalelerinin kesin fethi için Süleyman Paşa'yı görevlendirir. Bu kaleler uzun yıllar süren askeri ve ekonomik muhasaradan bunalmış olduklarından, karsı koymaksızın teslim olurlar. Süleyman Paşa yerli ahaliye iyi davranarak, arazi ve mülklerini onlara bağışlar. Bu karar Orhan Bey tarafından da onaylanır.
 
Yükselme döneminde Mudurnu eski önemini kaybetmekle birlikte canlılığını korumaya devam eder. Yıldırım Bayezit şehzadeliği döneminde Mudurnu'ya bir camii (Büyük Camii) ve bir hamam (Yıldırım Hamamı) inşa ettirmiştir. 1402 Ankara savaşı sonrasında yaşanan Fetret devrinde, Mudurnu civarı güvenli bir bölge olarak görüldüğünden şehzadelere barınak olur. Mehmet Çelebi. Mudurnu - Seben arasındaki yaylalarda 1000 kişilik ordusuyla otağ kurarak Moğol ordusundan gizlenir ve güç toplar. Emir Süleyman, Mudurnu - Göynük arasında bir kış mevsimi boyunca konaklayıp İznik'e geçer. 2. Murat döneminde isyan eden Şehzade Mustafa. İsfendiyar Beyi ile birleşip Mudurnu - Taraklı civarına kadar ilerler. İsfendiyar Beyi'nin Bolu'da yenilmesi üzerine Edirne'ye kaçar.
DURAKLAMA VE GERİLEME DEVRİ
1650 yıllarında Mudurnu'ya gelen Evliya Çelebi özetle Mudurnu'nun ; "yeniçeri ocağından sancak payeli bir bey hükmünde tayin edilen 150 akçalık bir kaza olduğunu. belediye işlerine bakan bir Subaşı, devlet işlerine bakan bir Kethüda - mahalli ve askeri görevli Yeniçeri - Serdarı'nın varlığlından bahseder. 3000 konut. 17 mahalle, Yıldırım Camii ve Medresesi, 1 Darülhadis. 13 çocuk mektebi. 3 han ve hamam, 1100 iğneci tezgahı ve dolabı olduğunu söyler. Mudurnu yapımı iğne ve boduç (çamdan oyma su kabı) ların Rum ülkesine ve Hint'e kadar gönderildiğini, 10 arşın boyunda. 2 zira (180 cm ) eninde latif tahtalarının Akçaşehir ve İzmit iskeleleri ile İstanbul'a ve başka diyarlara gönderildiğini anlatır.
Duraklama ve Gerileme dönemlerindeki genel idari ve ekonomik bozukluk. Mudurnu civarında da etkisini gösterir. 1638 yıllarında Sakarya, Kocaeli, Mudurnu bölgesinde Mehdilik iddiasıyla geniş taraftar toplayan Şeyh Ahmet, Revan seferine giderken yöreden geçen 4. Murat tarafından yakalanıp cezalandırılır. 1648 yıllarında 4. Mehmet'e karşı ayaklanan Gürcü Abdünnebi Mudurnu dağlarında gizlenip köyleri talan eder. Hükümet kuvvetlerince kovalanıp Karaman'da ele geçirilerek cezalandırılır.
Celalî İsyanları döneminde de yörenin ormanlık bölgelerine yerleşen asiler önemli geçitleri tutarak kervanları soyup, civar köylülere zulüm ederler. Bu asilerden Alişan adlı birinin basında olduğu çete Mudurnu - Göynük - Düzce arasındaki köyleri haraca bağlar. Bu dönem yöneticilerinin de halka ağır vergiler yüklemesi sonucu, iki yönlü bunalan halk dayanamayıp asi hareketlere girişir. Ünlü Köroğlu da bu dönemde yaşar. Bu olaylar onucunda Bolu'da Sancak beyliği idaresi kaldırılarak, Voyvodalık sistemi kurulur. 2. Mahmut dönemine kadar devam eden bu idare 1811 yılında mutasarrıflıkla son bulur. 1811 - 1865 yılları arası Ayanlık devridir. 1865 yılı sonrasında bölge Kastamonu sancağına bağlanır. Mudurnu daha sonra Cumhuriyet yönetiminin ilk kazalarından biri olarak Bolu'ya Bağlanır.
SAMSA (Samsame) ÇAVUŞ
Osmanlı Devletinin çekirdeğini oluşturan toprakların fethinde, gönülden bağlı bir gazi olarak, Ertuğrul Bey, Osman Bey, Orhan Bey emrinde savaşan Samsa Çavuş 13. 14. yy. da yaşamıştır. Süleyman Şah oğlu Ertuğrul Gazi'nin yetiştirdiği aşiret kethüdalarındandır. Kayı  boyunun    Ankara- Karacadağ'dan, Söğüt, Domaniç yöresine göç etmesi ile birlikte. Samsa Çavuş da kalabalık aşireti ve kardeşi Sülemiş (Sulamış) ile beraber önce İnegöl yöresine yerleşir. Burada rahat edemeyip 1291 yılı öncesinde Mudurnu civarına göç eder. Yerli halk ile iyi geçinerek, yarı göçerlikten yerleşik hayata yönelir.
Samsame (keskin kılıç) adıyla da  anılan Samsa Çavuş, Osman Bey ile fetihlere katılmanın yanı sıra, yarı bağımsız olarak Bizans köy ve kalelerine baskınlar düzenler ve yerli ahali üzerinde korku, saygı uyandırır. Osman Gazi onun adına Yenişehir suyunun Sakarya Irmağına döküldüğü yerde bir hisar yaptırır. 1310 Osmanlı devlet teşkilatında ve saray görevleri arasında önemli bir unvan olan "Çavuş" rütbesini ilk defa taşıyan Samsa Çavuş  Osman Bey tarafından Mudurnu - Göynük - İznik çevresine "Uç Beyi" olarak atanır.  1317 yılında şehzade Orhan Bey ile birlikte Marmara ve Karadeniz kıyılarına yönelen fetih hareketlerine katılarak, İznik yakınındaki Kara-Tekin kalesinin komutanlığım da üstlenir.  Orhan Gazi'nin Osmanlı Beyliği'nin basma geçtiği  dönemden sonraki tarihi belgelerde bahsi geçmeyen Samsa Çavuş'un bu dönemde öldüğü kabul edilebilir. Meydan Larousse'de : Gemberüz köyünde. Samsa Çavuş tarafından yaptırılan kare planlı, duvarları moloz taşlarıyla örülü, iç duvarları horasan sıvalı bir camii, yanında 10 x 10 m boyutlarında bir hamam ve buraya km uzaklıkta Hacımusalar köyünde ahşap bir türbe içinde Samsa Çavuş mezarı kalıntıları mevcuttur."  bilgileri yer almakla beraber bu ahşap türbe Hacımusalar köyünde değil eski adiyle Kuzören, yeni adıyla Samsaçavuş köyündedir.Esasen bu iki köy birbirine tamamen bitişiktir.
KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Anadolu siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan bir kaosa itilmişti. Orduların terhis edilmesi, önemli bölgelerin işgali, bu bölgelerden kaçan insanlarımız, harp içinde türeyen eşkıyalar, azınlıkların tavrı sosyal bunalımı yükselten etkenlerdi. Üretimin düşmesi, kıtlık ve açlık ekonomik sıkıntıyı arttırıyordu.
Böyle bir ortamda, Ankara'da T.B.M.M.'ni açma ve Kuva-yi Milliye'yi  örgütleme çalışmaları ülkenin tek ışığı olmuştu. itilaf devletleri Ankara'da doğmakta olan umut ışığını karartmak için Marmara'nın güneyinde ve doğusunda iç karışıklıklar çıkarma gayretine girdiler. Anzavur isyanı, Balıkesir. Bursa civarında yayıldı. Şeyhülislam Dürrizade'nin imzaladığı milli mücadele karşıtı fetvalar  İngiliz uçaklarıyla Bolu, Düzce, civarına dağıtıldı. Adapazarı, Mudurnu, Nallıhan civarına dağıtıldı. 7 Şubat 1919'da 4 İngiliz subayı ve 1 Ermeni papazdan oluşan kışkırtıcı heyet, Bolu - Mudurnu - Taraklı dolaylarında milli mücadele aleyhinde propaganda yapıp "Peyam-ı Sabah ve Alemdar" adlı gazeteleri dağıttılar. Bolu Mutasarrıf ı Osman Kadri'nin Kuvay-i Milliye'yi Bolşeviklik ile suçlayan beyannameleri köylere kadar ulaştırıldı. İzmit mutasarrıfı İbrahim ise Adapazarı havalesinde 150 TL. maaşla isyancı yazımına girişti. Saraydan çıkarları olan bazı etnik gruplar ise  vaatler ile kandırılarak isyanın içine çekildiler.
Mevcut gelişimin farkında olan Mudurnu'lu aydınlar 30 Mayıs 1919'da Redd-i İlhak Cemiyeti'ni. 20 Ekim 1919'da da Mudurnu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdular. Hakkı Durukan'ın başkanı olduğu cemiyetin kurucuları arasında Selim Sarıbay, Fuat Armutçu, Besim ve Ubeydullah Doğulu, Binbaşı Şevki Bey, Yüzbaşı Muharrem, Sabri Karaçayır, Hilmi ve Salih Zeki Beyler vardı.
İstanbul'un görevlendirdiği Şeyh Anzavur, Anzak Ahmet, Süleyman Şefik Paşa. Suphi Paşa, Binbaşı Hayri gibi elebaşları öncülüğünde 9 Nisan 1920'de Adapazarı - Hendek, 13 Nisan'da Düzce - Bolu, 19 Nisan'da Nallıhan ve Çayırhan T.B.M.M.ne karsı ayaklandı. Dört bir yandan isyan ateşi arasında kalan Mudurnu'ya yönelen asiler, yağma ve talan hevesindeki civar köylüleri de yanlarına alarak 21 Nisan 1920'de şehri bastılar. Hükümet konağına girerek Kaymakam Naili Bey ve Savcı Salih Zeki Bey'i esir ettiler. Bölge direniş komutanı Kuşçu Eşref, Binbaşı Şevki Bey, Yüzbaşı Hilmi Bey öncülüğünde şehri savunmaya çalışan yerel milli kuvvetlerin yardımına 4 Mayıs 1920'de Çolak İbrahim Bey kuvvetleri yetişti ve isyancılar dağıtıldı. Büyük Camii İmamı Filibeli Tevfik Hoca ve Binbaşı Şevki Bey öncülüğünde Beşkavak mevkiinde büyük bir miting düzenlendi. Burada T.B.M.M. beyannamesi   okunarak,   halkın   Milli Mücadeleye katılması, isyancılara inanmaması telkini yapıldı. Halk üzerinde derin bir etkisi olan Filibeli Tevfik Hoca daha sonra 8 Haziran 1920'de bölgedeki asilere nasihat için Düzce'ye de gitti.
Marmara'nın doğusunda çıkarılan isyanların ortasında kalan Mudurnu'nun stratejik önemini gören Milli Kuvvetler yöreye kuvvet yığmaya başladılar. Çerkez Ethem emrindeki bazı birlikler, Kaymakam Arif Bey Müfrezesi, Demirci Efe, Binbaşı Nazım Bey ve Refet Paşa Bolu yönüne; Geyve yönüne ise Ali Fuat Paşa kuvvetleri gönderildi. Bu toparlanmayı sezen Bolu - Düzce isyancıları 13 Mayıs 1920'de büyük kuvvetlerle tekrar Mudurnu üzerine yürüdüler. Birinci isyan girişiminde Kuva-yi inzibatiyecilerin gerçek yüzünü gören şehir halkı. Bolu Mutasarrıfı Osman Bey, Düzce'li Koç ve Ali Bey'ler komutasındaki isyancılara karşı milli güçlerle birleşip şehre asileri sokmadılar. 13.14.15 Mayıs 1920 günleri tüm şiddetiyle devam eden çatışmalara   Nallıhan üzerinden gelen Nazım bey emrindeki 500 kişilik Milli Efe kuvvetleri de katılınca asiler bozguna uğradı. Bunu müteakip Sarıklı Necati Bey emrindeki 500 kişilik Milli kuvvetler. 11. Fırka Kumandanı Arif Bey müfrezesi ve 20 Mayıs 1920'de General Refet Paşa kuvvetleri şehre girdiler. Refet Paşa hükümet konağı balkonundan halka hitap ederek coşkun tezahürat ve alkışlarla karşılandı. Diğer taraftan Mudurnu'nun kuzeyinde, önceden asilerin eline düşen Trabzon mebusları Hüsrev ve Osman Beyler kurtarıldılar. Asilerin esir edilen elebaşlarından 6 kişi idam edildi. Bunlar arasında Binbaşı Kemal, Anzavur'un jandarma kumandanı emekli bir yüzbaşı ve isyancıların elebaşlarından Ermeni Komitacısı Siranik bulunuyordu.
24 Ekim 1920'de Mustafa Kemal, Mudurnu balkının Milli Kuvvetlere karşı gösterdiği bağlılık ve vatanperver duygulara teşekkür eden bir telgraf gönderdi. Bu telgraf belediye binası önünde tüm halka okundu ve halk milli mücadele ve bağlılık gösterileri yaptı.
Batı cephesinde Yunanlılar'a karşı yapılan l. ve 2. İnönü, Sakarya savaşlar ve Büyük Taarruz öncesinde Mudurnu önemli bir cephane ve asker nakil yol olmanın yanı sıra yüzlerce gencini de cephelere göndermiştir. Batı ve Adana cephelerine asker yazımının başladığı ilk şehirlerden birisi Mudurnu olmuştur, 2.İnönü savaşı sonrasında Mudurnu'dan geçen Kazım Özalp halkın "Her hizmet ve fedakarlık lazımsa ifaya hazırız" dediğini ve zaferi coşkun şenliklerle kutladığını anlatır. Sakarya Muharebesi öncesinde İzmit bölgesinden güneye kaydırılan ve doğudan gelen askeri birliklerin ve cephanenin Eskişehir- Afyon hattına geçişinde Mudurnu-Nallıhan gibi kazalardaki halkın, Milli Kuvvetlere her türlü yardımı yapmak için faaliyet gösterdiğini ve bu vatanperverliği şükranla görüp takdir ve teşvik ettiklerini K. Özalp belirtir.
YÜKSELME DEVRİ
Reklam
 
GÜNCEL SAAT
 

kraloyun
NAMAZ VAKİTLERİ
 
GÜNCEL GAZETELER
 
Gazeteler
SON DAKİKA HABER


 
= BOLUDAN GÜNCEL HABERLER =
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
suloaycan.tr.gg web sitesine hoş geldiniz!

http://suloaycan.tr.gg suloaycan@mynet.com suloaycan@hotmail.com